Birkaç gün, laptopumu da evde bırakıp bayram ziyaretleri nedeniyle yazmaya ara vermiştim. Ancak Türkiye’de gündem, Ankara’da da, birkaç gün kaldığım Adana’da da, Kocaeli’de de bayram öncesi neyse, bayramdan sonra da aynı.
Türkiye’de ekonominin uzun süredir geriye gittiğini, Türk Lirası’nın, yani vatandaşın cebindeki paranın ve alım gücünün her gün biraz da eridiğini, iktidar yanlısı tuzu kuruların dışında kimse inkar etmiyor. Bakın “tuzu kurular” diyorum, iktidar yanlısı olup da tuzu kuru olmayanlar da isyan noktasında.
Asgari ücretli, emekliler, hatta evine iki asgari ücret girenler dahil büyük bir kesim geçim sıkıntısı içinde.
Ay sonunu getiremeyen, hatta maaşını bile tam alamayan emeklileri zaten maaşlarını aldıkları bankalar “taksitli artı hesap”, “maaşının 10 katına yaklaşan kredi kartı limitleri” ve diğer kredilerle esir almış durumda.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, köylere bile giren zincir marketlerin özellikle temel ihtiyaç maddelerinde tekelleştikleri, hemen her gece keyfi etiket operasyonlarıyla vatandaşın cebinden daha fazla para aldıklarını malum.
Hala “doğruydu- yanlıştı” diye tartışıladursun, ne zamandır sessiz sedasız kaderine boyun eğen vatandaşın elinde fırsatçılara karşı aslında nasıl bir güç bulundurduğunu Özgür Özel boykot çağrısıyla hatırlatıverdi.
Bir bakıma, halkın “fırsatçılara ve vurgunculara” karşı inisiyatifinde bulunan ve toplu halde kullanmayı bilmediği “uyuyan dev” olarak nitelendireceğimiz boykot gücünü kullanmayı akıllara getirdi. Özel, “Parayı bizden kazanıp Saray’a hizmet edenleri boykot edeceğiz” diyerek medyadan zincir marketlere kadar boykotun kapsamını ve sınırlarını genişletirken, tüketimden gelen gücün kullanılmasını istediği listeleri de açıkladı.
Boykot çağrısında yer alan bu listelerdeki markaları tekrarlamak istemiyorum ama birçoğunun paniklediğini biliyorum.
Elbette bu çağrı, iktidar cephesinden sert tepkiler aldı. Kısaca, halk Özgür Özel’in hatırlatmasıyla, farkında olmadığı gücünü kullanmayı hatırladı.
Bunun etkilerini ve sürekliliğini de önümüz deki günlerde göreceğiz.
Ancak, yıllar önce Başbakanlığı döneminde günümüz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da o dönemin en güçlü medyası Doğan Grubu’na karşı yaptığı boykot çağrısını hatırlarsak, günümüzde boykotla ilgili paylaşım yapanları cezalandırmak hiç de adil olmasa gerek.