Meslek yaşantımın çıraklık dönemi, Donanma Kenti olarak da anılan Türk Deniz Kuvvetleri’nin ana üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki yerel gazetede geçti.
72 YIL ÖNCE BATAN DUMLUPINAR DENİZALTIMIZI HATIRLIYOR MUSUNUZ?
Mustafa BAĞDİKEN
Meslek yaşantımın çıraklık dönemi, Donanma Kenti olarak da anılan Türk Deniz Kuvvetleri’nin ana üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki yerel gazetede geçti.
O dönemde TRT ve İstanbul gazeteleri ile ajansların da yerel muhabirliğini üstlendiğimden, Deniz Kuvvetleri’nin ve Türk Tersaneciliğinin gözbebeği olan Tersane Komutanlığı ile Donanma Komutanlığı’ndaki tüm törenleri ve olayları duyurmak da benim işimin bir parçasıydı.
Gölcüklü olmanın avantajıyla, Deniz Kuvvetleri’nin Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de düzenlediği 20’ye yakın Deniz Kurdu veya diğer adlarla gerçekleştirdiği tatbikatlara da gazeteci olarak katıldım.
Bir kez de denizaltı ile dalış yapma onuruna eriştim.
Yanlış anlamayın, yazının başlığındaki “Cıgaramı yakayım” sözcüğü, sigaraya özendirmeyle hiç alakası yok. O türkü ve acı hikayesi de aşağıdaki yazının içinde.
DUMLUPINAR’IN BATIŞI
Her 4 Nisan’da da duygu dolu o hüzünlü haberi telefonla yazdırır veya radyoya canlı bağlanarak anlatırdım. Aşağıdaki özet metin de hala ezberimde..
Aradan yıllar geçtikçe yeni nesil bilmiyor veya eskisi gibi anlatılamıyor.
Bundan 72 yıl önce, Akdeniz'deki NATO tatbikatından dönmekte olan Dumlupınar Denizaltımız, 1953 yılının, 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece saat 02.10 sıralarında Çanakkale Boğazı'nın Nara Burnu açıklarında İsveç Bandıralı Naboland adlı kuru yük şilebiyle çarpışarak batmıştı. Ne yazık ki bu faciada 81 denizcimiz şehit olmuştu.
Kurtaran adlı kurtarma gemisi Denizaltıyı çıkarabilmek için çok çabaladı ancak çalışmalar başarılı olmadı. O günkü teknoloji ile bu mümkün olamıyordu.
O günlerle ilgili yayınları okuyanların veya denizcilerin bildiği gibi Denizaltımızdaki subay, astsubay ve erlerin tümüne zaman tükendikten ve denizaltı içindeki oksijen iyice azaldığında korkunç gerçek kablo aracılığıyla kurulan bağlantıyla bildirildi.
Kendilerini su yüzüne çıkaramayacaklarını, buna o günün teknikleriyle imkan olmadığı anlatıldı.
Denizaltı personeline, oksijenleri tükenmesin diye kablo bağlantısında ''Gerekmedikçe konuşmayın ve sigara içmeyin'' telkini yapılırken, tüm umutlar tükendiğinde ise “Konuşabilir, türkü söyleyebilir ve isterseniz sigara da içebilirsiniz'' denildi.
Denizaltıdaki personelden nasıl bir cevap geldi biliyor musunuz?
İşte kahraman denizcilerimizin son sözleri:
“Sizler sağ olun. Vatan sağ olsun''
BİR ATAŞ VER, CIGARAMI YAKAYIM
O andan itibaren oksijen bitinceye kadar 72 saat hayatta kaldılar.
Hafızalarda kalan bir başka acı anı da, hep birlikte söyledikleri, yukarıdaki denizcilerin de kablo bağlantısından gözyaşları içinde dinledikleri “Ah, bir ataş ver, cigaramı yakayım, sen sallan gel ben boyuna bakayım'' türküleri oldu.
Meslek yaşantım boyunca bu anma törenlerini hep takip ettim.
Kaza anında köprü üstünde olup denize düşen ve sağ kurtulan 5 kişiden biri olan, uzun yıllar Gölcük'te yaşadıktan sonra Mersin'e taşındığını bildiğim ve o ilimizde hayatını kaybeden Hüseyin Akış adlı emekli denizaltıcı astsubayımızla da onlarca haber yapmıştım..
Gazeteci olarak denizaltıyla dalış yapma ve o cesur denizaltıcı subay ve ast subaylarımızla aynı heyecanı yaşama onuruna ermiş biri olarak, Dumlupınar ve tüm deniz şehitlerimizi saygıyla anıyorum.