Türkiye, tarih boyunca farklı kültürlerin kesişim noktası olmuş, göç alan ve göç veren bir ülke.

Buraya yerleşen yabancılar için Türkiye, kimi zaman büyük bir keşif yolculuğu, kimi zaman ise kültürel bir labirent olabiliyor. Her göçmenin hikayesi farklı ama çoğunun ortak noktası, ilk başta hissettikleri şaşkınlık, ardından gelen hayranlık ve en sonunda yaşanan uyum süreci.  

İLK ŞAŞKINLIK: "NEDEN HERKES BU KADAR SAMİMİ?"  

Türkiye’ye yeni gelen birçok yabancının ilk şaşkınlığı, Türk insanının sıcak ve samimi tavırları oluyor. Bir kafeye oturduğunda garsonun kendisini uzun uzun sohbet etmeye çalışması, komşularının hemen evine çay içmeye çağırması ya da markette kasiyerin hayatına dair sorular sorması, yabancılar için beklenmedik ama bir o kadar da hoş bir deneyim.  

Özellikle Avrupa’dan gelenler için bu durum biraz alışılmadık olabilir. "Neden insanlar bu kadar içten ve yardımsever?" diye soran birçok yabancıya, "Biz böyleyiz" demek yeterli olacaktır. Ancak bu samimiyetin bazen sınırları zorladığını da söylemek lazım. Özel alan algısı Türkiye’de farklı işliyor; bir yabancı için fazla kişisel gelebilecek sorular, Türk insanı için sadece dostça bir sohbetin parçası.  

 HAYRANLIK: "BÖYLE BİR MUTFAK BAŞKA YERDE YOK!"  

Yabancıların Türkiye’de en çok hayran kaldıkları konuların başında mutfak kültürü geliyor. Çay kültürü, simit-arası kaşar peynir, sabahları kahvaltıda zeytin ve peynir çeşitliliği, ve tabii ki kebaplar… İlk başta şaşkınlıkla başlayan bu yolculuk, bir süre sonra hayranlığa dönüşüyor. "Nasıl oluyor da her mahallede bu kadar iyi yemek yapan bir yer var?" sorusu, Türkiye’de yaşayan her yabancının en az bir kez sorduğu bir sorudur.  

Ancak bazı alışkanlıklar da zaman alıyor. Mesela, yoğurdun tuzlu yemeklerle tüketilmesi çoğu yabancı için büyük bir sürpriz. Yoğurdu tatlı olarak yemeye alışkın olanlar için, mantının üzerine yoğurt dökülmesi veya etli yemeklerin yanında ayran içilmesi başta garip gelebilir. Ama bir süre sonra bu tatlar da vazgeçilmez hale gelir.  

UYUM MÜCADELESİ: "BÜROKRASİYE HOŞ GELDİNİZ"  

Türkiye’ye hayran olmak kolaydır ama burada uzun süre yaşamak için bazı zorluklarla başa çıkmak gerekir. Bunların başında bürokrasi gelir. İkamet izni almak, banka hesabı açmak ya da bir resmi işlem yapmak isteyen yabancılar için süreç karmaşık olabilir. "Bir belgeyi almak için neden beş farklı yere gitmem gerekiyor?" sorusu, her yabancının en az bir kez dile getirdiği bir şikayettir.  

Ama bu süreç de zamanla yönetilebilir hale gelir. Çünkü Türkiye’de yaşayan herkesin bildiği bir şey vardır: Sabır ve pratik çözümler, her şeyin anahtarıdır. Bir noktadan sonra yabancılar da bu sistemi öğrenir ve "Beklemek normaldir" diyerek hayatlarına devam ederler.  

SONUÇ: "BİR YERDEN SONRA BURASI EVİNİZ OLUR"  

Türkiye’de yaşayan yabancılar için başlangıçta bazı zorluklar olsa da, çoğu sonunda burayı ikinci evi gibi görmeye başlar. Türk mutfağına alışır, pazarlık yapmayı öğrenir, sabah kahvesiz güne başlamaz ve en önemlisi, "Hadi bir çay içelim" cümlesinin aslında büyük bir dostluk daveti olduğunu anlar.  

Türkiye, insanın içine işleyen bir ülke. Bir kez burada yaşamaya alışan bir yabancı için başka bir yere gitmek her zaman zor olur. Çünkü Türkiye sadece bir coğrafya değil, sıcaklığı, insanları ve kültürüyle bir hissiyatın adıdır.  

Ve bir gün, bir yabancı kendini "Ben de artık buralıyım" derken bulursa, işte o zaman gerçekten Türkiye'ye yerleşmiş demektir.